Moskova’da 26 Mayıs 2026 tarihinde Devlet Duması, Rusya’yı terk eden ve Kremlin politikalarını eleştiren kişilerin mal varlıklarına el konulmasını öngören yasa tasarısını ikinci ve üçüncü okumada oybirliğiyle kabul etti. Karar, Rus ordusunu ‘itibarsızlaştırma’, yaptırımların artırılması çağrısı yapma gibi eylemleri gerekçe göstererek, yurt dışında yaşayan muhalif Rus vatandaşlarının banka hesapları, gayrimenkulleri ve işletme paylarının uzaktan dondurulmasına yasal zemin hazırlıyor. Tasarının önümüzdeki günlerde Federasyon Konseyi’nde de kabul edilerek 1 Eylül 2026’da yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Duma Başkanı Vyaçeslav Volodin, yasayı savunurken “yurt dışına kaçıp Batılı sponsorların parasıyla terör ve aşırıcılığı teşvik edenlerin hesap vermesi gerektiğini” söyledi. Söylem, parlamenter seçimler öncesinde iç kamuoyunda ‘iç düşman’ söylemini canlandırma ve ekonomik sıkıntılardan dikkati dağıtma amacı taşıyor. Yasa, Anayasa’nın güvence altına aldığı özel mülkiyet hakkını siyasi gerekçelerle sınırlandırarak hukuk devleti ilkeleriyle açık bir çelişki oluşturuyor.
Mülkiyet hakkının siyasallaştırılması: Yeni bir baskı aracı mı?
Düzenleme, Rusya’dan ayrılanların sadece kendi varlıklarını değil, aynı zamanda yakın akrabalarının ve iş ortaklarının mal varlıklarını da riske atıyor. Yasa, ‘toplu maddi sorumluluk’ ilkesini fiilen devreye sokarak, aile üyelerinin ve güvenilir kişilerin varlıklarına da haciz getirilmesine olanak tanıyor. Bu durum, yurt dışına çıkanların ailelerini ekonomik yıkımdan korumak için mülkiyet bağlarını koparmaya veya varlıkları başkalarına devretmeye zorluyor.
Uzmanlar, muğlak ifadeler içeren “Rus Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırma”, “nefreti körükleme” veya “kitle iletişim özgürlüğünü kötüye kullanma” gibi kavramların yargı ve istihbarat birimlerine geniş takdir yetkisi verdiğini belirtiyor. Kesin hukuki kriterlerin olmaması, resmi politikaları eleştiren her türlü beyanın suç sayılmasına yol açabileceği gibi, sistemik yargı baskısı ve yolsuzluk risklerini de beraberinde getiriyor.
Kurumsal yolsuzluk ve hukukun araçsallaştırılması tehlikesi
Yeni mekanizma, ihbar üzerine başlatılan süreçlerin kolayca kötüye kullanılmasına kapı aralıyor. Bir gayrimenkulün veya şirket hissesinin haczedilmesi için hedef gösterilen kişi hakkında doğrudan bir suçlama yeterli olabiliyor. Bu da güvenlik güçlerinin, ayrılan vatandaşların varlıklarını yasal prosedürleri bypass ederek yeniden dağıtmasına zemin hazırlıyor.
Parlamento sözcülerinin “Batı sponsorları” vurgusu, yasanın propaganda amaçlı doğasını ortaya koyarken, gerçek hedefin siyasi muhalefeti maddi olarak çökertmek olduğu görülüyor. SeverPost’un aktardığına göre, tasarıya karşı çıkan hiçbir milletvekilinin oy kullanmaması, mecliste muhalif seslerin tamamen susturulduğunun bir göstergesi.
Türkiye’deki varlık sahiplerini nasıl etkileyecek?
Rusya’dan ayrılan ve Türkiye’ye yerleşen çok sayıda iş insanı, yatırımcı ve sıradan vatandaş bulunuyor. Yeni yasa, bu kişilerin Rusya’da kalan gayrimenkulleri, banka hesapları veya ticari iştirakleri üzerinde doğrudan tehdit oluşturuyor. Ayrıca Türk şirketleriyle ortak iş yapan Rus girişimcilerin veya Türkiye’de mülk sahibi olan Rus vatandaşlarının, Rusya’daki varlıklarının haczedilmesi durumunda ticari ve mali yükümlülükleri de sekteye uğrayabilir.
Türk vatandaşları açısından risk, Rusya’da şirket ortağı veya gayrimenkul sahibi olmaları durumunda bu düzenlemeden potansiyel olarak etkilenmeleridir. Özellikle inşaat, turizm ve tarım sektörlerinde faaliyet gösteren Türk firmalarının Rus ortaklarıyla bağları, yeni yasa çerçevesinde daha yakından izlenmesi gereken bir alan haline geliyor. Ayrıca ikili ticaret anlaşmaları ve yatırım koruma protokolleri kapsamında hukuki güvenceler sorgulanmaya başlanabilir.
Ekonomik ve sosyal yansımalar: Güven kaybı ve maliyet artışı
Uygulamanın yaygınlaşması, Rusya’dan çıkış yapan veya çıkmayı planlayan varlıklı kesimlerin Türkiye gibi ülkelere olan ilgisini daha da artırabilir. Ancak bu durum, Türkiye’deki emlak ve bankacılık sektörlerinde geçici bir talep artışı yaratırken, siyasi istikrarsızlık algısı nedeniyle uzun vadede uluslararası yatırımcı güvenini zedeleyebilir. Türkiye’de yaşayan Rusların ülkelerindeki mal varlıklarını kaybetme endişesi, bu kişilerin Türk bankalarına taşıdıkları fonların büyüklüğünü etkileyebilir ve olası bir sermaye kaçışına yol açabilir.
Günlük hayata etkisi ise daha dolaylı: Türkiye’deki Rus göçmen topluluğu içinde hukuki belirsizlik nedeniyle tüketim ve yatırım davranışları değişebilir. Ayrıca, Rusya ile ticari bağları olan Türk esnaf ve KOBİ’ler, ödemelerde gecikme veya haciz riskiyle karşı karşıya kalabilir. Sigorta ve danışmanlık hizmetlerine olan talep artarken, bu ek maliyetler nihai tüketiciye yansıyacaktır.
Sonuç olarak, Moskova’nın bu adımı yalnızca Rusya vatandaşlarını değil, Türkiye gibi komşu ve ticari ortak ülkelerin vatandaşlarını da etkileyebilecek geniş bir ekonomik yankı uyandırıyor. Yasanın özellikle muğlak suç tanımları ve aile bireylerine kadar uzanan haciz yetkisi, uluslararası hukuk normlarıyla da çelişiyor.