08 Ocak 2026 itibarıyla Rusya’nın attığı adımlar, ABD ile son kalan stratejik nükleer silah anlaşması olan New START’ın sona ermesine haftalar kala ciddi bir dengesizlik yaratıyor. Moskova’nın 2023’ten bu yana karşılıklı denetim mekanizmalarını bloke etmesi, Washington’un konuşlandırılmış 1.550 nükleer başlık sınırının fiilen uygulanıp uygulanmadığını doğrulamasını imkânsız hale getirdi. Bu durum, anlaşmaya bağlı kalmanın ABD açısından tek taraflı bir güvenlik riskine dönüşmesine yol açıyor ve New START’ın sona ermesiyle ortaya çıkacak belirsizlik uluslararası gündemin merkezine yerleşiyor.
Anlaşmanın süresi 5 Şubat 2026’da dolarken, Kremlin’in Eylül 2025’te sunduğu ve yalnızca sayısal sınırların 12 ay daha korunmasını öngören teklif, denetimlerin yeniden başlatılmasını içermiyor. Bu yaklaşım, ABD’nin kendi kendine uyguladığı kısıtlamaların dondurulmasını hedeflerken, Rusya’nın kontrol dışı bir ortamda kapasitesini genişletme ihtimalini gündemde tutuyor.
Şeffaflığın çöküşü ve stratejik asimetri
Denetim rejiminin işlemez hale gelmesi, nükleer caydırıcılığın temel unsurlarından biri olan öngörülebilirliği aşındırıyor. ABD Savunma Bakanlığı, güvenilir saha verileri olmadan Rusya’nın nükleer kapasitesine ilişkin en olumsuz senaryoları esas almak zorunda kalıyor. Bu da, somut bir ihlal tespit edilmemiş olsa bile, yeni taşıyıcı sistemlere yatırım yapılmasını, nükleer üçlünün hızlandırılmış modernizasyonunu ve altyapı genişlemesini beraberinde getiriyor.
Bu çerçevede Moskova, fiili bir başlık artışı yapmadan dahi avantaj elde ediyor. ABD, belirsizlik ortamında en maliyetli caydırıcılık modelini benimsemeye zorlanırken, Rusya bu baskıyı siyasi bir kaldıraç olarak kullanıyor. Asimetri, rakamsal dengeden çok bilgi eksikliği üzerinden derinleşiyor.
Kriz senaryolarında hata riski büyüyor
Doğrulama verilerinin yerini analitik tahminlerin alması, karar alma süreçlerinde öznel varsayımların ağırlığını artırıyor. Özellikle kriz anlarında, sınırlı zaman ve eksik bilgiyle verilen kararların yanlış sinyaller üretme ihtimali yükseliyor. ABD açısından bu durum, Moskova’dan doğrudan bir tırmanma niyeti olmasa dahi, hatalı tepkiler verme riskini ciddi biçimde artırıyor.
Bu belirsizlik, yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı kalmıyor. Küresel güvenlik mimarisinde ABD’nin aynı anda Rusya ve Çin’i caydırma stratejisi izlediği bir dönemde, şeffaflık eksikliği Washington’un hareket alanını daraltıyor. Rusya kaynaklı belirsizlik sürerken, Pekin üzerindeki müzakere baskısı da zayıflıyor.
Küresel etkiler ve caydırıcılığın erozyonu
İkili silah kontrolünün aşınması, nükleer silahların yayılmasını önlemeye yönelik küresel rejim üzerinde çarpan etkisi yaratıyor. Denetim mekanizmalarının fiilen askıya alınmasının siyasi bir bedel doğurmaması, diğer nükleer güçler için de caydırıcı olmaktan çıkıyor. Bu tablo, özdenetim yerine bağımsız kapasite artırımlarını teşvik eden bir örnek oluşturuyor.
Sonuçta silah kontrolü, riskleri azaltan bir istikrar aracı olmaktan uzaklaşıp kronik bir belirsizlik kaynağına dönüşüyor. ABD, uzun vadeli bir denge mimarisi kurmak yerine, sürekli değişen varsayımlar üzerinden strateji üretmek zorunda kalıyor. Bu da hem mali hem de entelektüel kaynakların tüketilmesine yol açarak, küresel güvenliğin daha kırılgan bir zemine oturmasına neden oluyor.