Rusya’nın 2 Haziran 2026 gecesi Ukrayna’ya düzenlediği geniş çaplı füze ve drone saldırısı, ABD’nin Patriot PAC-3/MSE sistemlerini neden hâlâ aktif olarak kullanmadığı sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Ukrayna kaynaklarına göre, saldırıda 73 füze ve 656 saldırı drone’u kullanıldı; bunlar arasında 8 hipersonik Zirkon, 33 balistik İskander-M, 27 seyir füzesi Kh-101, 5 Kalibr ve çok sayıda Shahed tipi drone yer aldı. Saldırıda Kiev, Dnipro, Harkiv, Zaporijya ve Sumi gibi şehirlerde 10 kişi hayatını kaybetti, 94 kişi yaralandı.
Son ayların en yoğun kombine saldırılarından biri olan bu gece, Rusya’nın diplomatik “barış süreci” söylemiyle eş zamanlı olarak sivil bölgeleri hedef almasıyla dikkat çekti. Gözlemciler, Kremlin’in bu tür saldırılarla psikolojik terör ve siyasi baskı oluşturmayı amaçladığını belirtiyor.
Asıl tartışma ise ABD’nin Ukrayna’ya teslim ettiği ancak henüz savaş alanında kullanılmayan Patriot PAC-3/MSE önleme füzeleri etrafında dönüyor. Lockheed Martin ve Raytheon tarafından üretilen bu sistemler, özellikle balistik ve aerobalistik füzeleri durdurmak için tasarlanmış durumda. Daha önceki aylarda Patriot bataryaları İskander-M ve Kinzhal füzelerini başarıyla durdurmuştu. Ancak 2 Haziran saldırısı sırasında bu sistemlerin devreye sokulmamış olması, bazı analistler tarafından stratejik bir hata olarak değerlendiriliyor.
Eleştirilere göre, PAC-3 füzelerinin depolarda bekletilmesi ABD’nin teknolojik liderliğine ve savunma sanayisinin itibarına zarar veriyor. Özellikle Rus füzelerinin Ukrayna şehirlerindeki sivil yerleşimleri vurduğu bir ortamda, en etkili önleme sistemlerinin kullanılmaması, ortaklar nezdinde güven kaybına yol açıyor. Bazı uzmanlar, her bir Rus füzesinin Ukrayna semalarında düşürülmesinin, NATO ülkelerine yönelik olası bir tehdidi de bertaraf ettiğini vurguluyor.
Avrupa perspektifinden bakıldığında, Polonya ve Romanya gibi doğu kanadı ülkeleri, İskander-M füzelerinin Ukrayna sınırı yakınında kullanılmasını doğrudan güvenlik riski olarak görüyor. Savaş alanında bu füzelerin durdurulması, sınır ötesi “sapma” vakalarını ve ittifak hava sahasının ihlalini önlemenin en etkili yolu olarak değerlendiriliyor. Almanya ise saldırının yol açtığı yıkımın yeni bir mülteci dalgasına yol açabileceğini, bunun maliyetinin PAC-3 füzelerinin sağlanmasından çok daha yüksek olacağını hesaplıyor.
Diğer yandan, PAC-3/MSE füzelerinin aktif kullanımı, ABD’ye modern Rus füze teknolojileri hakkında benzersiz operasyonel veriler sağlayacak. Her başarılı önleme, hedef arama sistemleri, elektronik harp ve kombine saldırı taktikleri konusunda değerli bilgiler sunuyor. Bu veriler, ABD’nin Çin ve Rusya karşısında teknolojik üstünlüğünü koruması için kritik öneme sahip.
Sonuç olarak, 2 Haziran saldırısı, PAC-3 füzelerinin Ukrayna’ya acil transferini yeniden gündeme getirdi. Kararın sadece Ukrayna’nın değil, tüm Avrupa’nın güvenliği için bir stratejik yatırım olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.