ABD’nin Avrupa Üzerindeki Etkisi Azalıyor
ABD’nin “ben yoksam siz hiçsiniz” tavrı, uluslararası sahnede eskisi kadar geçerlilik taşımıyor. Avrupa’nın karşılaştığı büyük bütçe sorunları bir gerçek; fakat Amerika’nın süper güç imajı ciddi yaralar almış durumda. İran karşısındaki son duraklama, Washington’un lojistik gücünün nasıl tıkandığını ve bölgede nasıl bir çıkmaza girdiğini gösterdi. “Amerika giderse dünya durur” tezinin sarsılmaya başladığı gözlemleniyor.
Avrupa’da ise ABD Başkanı Donald Trump’ın tavrına karşı yükselen sesler dikkat çekiyor. “Kendi göbeğimizi kendimiz keselim” diyenlerin sayısı artmakta. Ancak bu durumda belirleyici olan yalnızca mali meseleler değil, aynı zamanda siyasi irade. Yıllarca savunma ve güvenlik konularını Washington’a emanet etmenin getirdiği rehavet, şimdi bir güvenlik endişesi olarak geri dönüyor. Trump’ın bu tavrı, Avrupa’da beklenmedik bir uyanışı tetikleyebilir.
Aslında kimse kimseye muhtaç değil, ancak mevcut sistem bu bağımlılık üzerine inşa edilmiş. ABD’nin bir gün Avrupa’nın güvenliğiyle ilgili kapıları kapatması durumunda, Avrupa halkları büyük bir “kendi ayakları üzerinde durma” sınavına tabi olacak. Vergi tartışmaları ve harcama kalemlerindeki değişiklikler gündeme gelebilir, fakat nihayetinde her ülke kendi egemenliğinin bedelini ödemek zorunda kalacak.
Görünen o ki bu durum bir güç mücadelesinden ziyade, bir yol ayrımına işaret ediyor. Trump, Avrupa’yı kendi politikalarına zorlamak için bu tehdidi bir koz olarak kullanıyor. Ancak her baskının, direniş ve alternatiflerini doğuracağını unutmamak gerekir. Avrupa’nın Washington’un gölgesinden ne ölçüde çıkabileceği, liderlerin alacağı cesur kararlara bağlı olarak şekillenecek.