Brugge, Orta Çağ atmosferini koruyarak modern dünyaya taşımayı başaran bir Avrupa şehri olarak dikkat çekiyor. Arnavut kaldırımlı dar sokakları, zarif köprüleri ve kanalları, ziyaretçilerine adeta bir masal dünyasında dolaşıyormuş hissi veriyor.
Şehirde hemen her yere yürüyerek ulaşabilmek, toplu taşımaya neredeyse ihtiyaç duyulmadan keşif imkanı sunuyor. Brüksel’den trenle bir saatten az bir sürede ulaşılabilmesi, Brugge’ün cazibesini artıran önemli unsurlardan biri.
MUTLAKA GÖRÜLMESİ GEREKEN İKİ YER
Kutsal Kan Bazilikası (Basilica of the Holy Blood)
Bu şapel, etkileyici mimarisi ve iç tasarımıyla göz dolduruyor. Aynı zamanda, inanışa göre Haçlı Seferleri’nden getirilen ve Hz. İsa’nın kan damlalarını barındırdığı düşünülen bir relik için de ev sahipliği yapıyor.
Minnewater Gölü (Aşk Gölü)
Şehrin en romantik noktalarından biri olarak bilinen bu göl, gölgeli yürüyüş yolları ve sakin sularıyla doğa severler için kaçırılmaması gereken bir alan. Ziyaretçiler burayı “şehrin içindeki vaha” olarak tanımlıyor.
BELÇİKA WAFFLE’I DA CABASI
Brugge’ün en bilinen lezzetlerinden biri olan Belçika Waffle’ı, şehrin her köşesinde taze olarak sunuluyor. Üzerine çikolata, taze çilek veya krema ekleyerek tatmanız şiddetle öneriliyor.