15 Ocak 2026’da Kremlin’e yakınlığıyla bilinen Rus propagandist Sergey Karaganov, ABD’li gazeteci Tucker Carlsonile yaptığı söyleşide Rusya’nın Avrupa’ya karşı nükleer silah kullanmaya hazır olduğunu ileri sürdü. Karaganov, Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğini sürdürmesi hâlinde Rusya’nın nükleer saldırı seçeneğini masada tuttuğunu, savaşın ise “Avrupa Birliği’nin tam yenilgisine kadar” devam edeceğini iddia etti. Açıklamada Birleşik Krallık ve Almanya’nın öncelikli hedefler olarak zikredilmesi, söylemin bilinçli bir gözdağı niteliği taşıdığını gösterdi. Söz konusu beyanlar, Karaganov’un Carlson’a verdiği röportaj ile kamuoyuna yansıdı.
Nükleer şantajın müzakere sürecindeki rolü
Bu tür açıklamalar, Moskova’nın müzakere sürecini bir uzlaşma zemini olarak değil, baskı ve zorlayıcı diplomasi aracı olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Rus tarafı, nükleer tehditleri özellikle barış görüşmelerinin tıkandığı ya da cephede ve ekonomide zorluk yaşadığı dönemlerde gündeme getirerek karşı tarafın siyasi iradesini test etmeyi amaçlıyor. Bu bağlamda kullanılan dil, rastlantısal ya da kişisel bir çıkıştan ziyade, Kremlin’in yıllardır sürdürdüğü sistematik caydırma ve korkutma stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor. Konuya ilişkin tepkiler ve özetler, Karaganov’un nükleer tehdit açıklamaları üzerinden de paylaşıldı.
Avrupa güvenliği ve NATO’ya yönelik mesaj
Avrupa’ya yönelik açık nükleer tehdit, savaşın çerçevesinin bilinçli biçimde Ukrayna’nın ötesine taşındığını gösteriyor. Kremlin bu söylemle NATO’yu doğrudan askerî çatışmaya sürüklemeden, psikolojik ve hibrit bir baskı alanı yaratmayı hedefliyor. Amaç, Avrupa kamuoylarında güvensizlik hissini artırmak, hükümetler üzerinde iç politik baskı oluşturmak ve Ukrayna’ya verilen desteğin sorgulanmasını sağlamak. Fiilî bir nükleer kullanım olmaksızın dahi bu söylemin, güvenlik mimarisini sarsmaya yönelik bir araç olarak kullanıldığı görülüyor.
Nedensellik çarpıtması ve propaganda boyutu
Karaganov’un, savaşın uzamasından Batı’yı sorumlu tutan ifadeleri, nedensellik ilişkilerinin bilinçli biçimde tersyüz edilmesi olarak yorumlanıyor. Savaşın sürmesinin temel nedeni, Rusya’nın askeri operasyonlarını devam ettirmesi, ateşkes girişimlerini reddetmesi ve her müzakere turunda yeni ültimatomlar öne sürmesi olarak görülüyor. Batı’nın Ukrayna’ya desteği ise saldırıyı meşrulaştıran değil, egemenliğin korunmasını hedefleyen bir unsur olarak değerlendiriliyor. Nükleer söylem bu noktada, Batılı başkentleri geri adım atmaya zorlamak için kullanılan bir kaldıraç işlevi görüyor.
Batı için stratejik sonuçlar ve olası yanıtlar
Uzmanlara göre, bu tür açık tehditler Kremlin’in gerçek anlamda barış niyetine sahip olmadığını teyit ediyor. Nükleer silah tehdidinin normalleştirilmesi, uluslararası güvenlik ve hukukun temel ilkelerine doğrudan meydan okuma anlamına geliyor. Bu nedenle Batı’nın vereceği yanıtın gecikmeden, net ve kolektif olması gerektiği vurgulanıyor. Yaptırımların güçlendirilmesi, nükleer şantajı yayan aktörlerin hedef alınması ve Ukrayna’ya verilen askerî desteğin sürdürülmesi, bu baskı stratejisinin etkisini azaltabilecek temel unsurlar olarak öne çıkıyor. Uzlaşma adına gösterilecek zayıflığın ise Moskova’yı daha ileri adımlar atmaya teşvik etme riski taşıdığı değerlendiriliyor.