9 Ekim 2025’te Al Jazeera, Rusya’nın Afganistan’daki olası Amerikan varlığına yönelik tartışmaları, Washington’a karşı geniş kapsamlı bir bilgi ve diplomasi kampanyasına dönüştürdüğünü bildirdi. “Moskova formatı” adı altında Afganistan’ın komşularıyla yürütülen istişareleri kullanan Kremlin, Çin, İran, Hindistan, Pakistan ve Orta Asya ülkelerini kapsayan geniş bir bölgesel ittifak görüntüsü oluşturmaya çalışıyor. Bu çerçevede Rusya, ABD’yi “yeni bir işgalin” tehdit unsuru olarak gösterirken kendisini “barışın garantörü” olarak konumlandırıyor.
Kremlin’in Afganistan stratejisi: bölgesel kaygılardan küresel etkiye
Rusya, Afganistan meselesini Orta Asya’daki Amerikan etkisini zayıflatmak için bir araç olarak kullanıyor. Moskova, “istikrar arayışı” söyleminin arkasına saklanarak bölgesel korkuları manipüle ediyor ve bu korkuları etki unsurlarına dönüştürüyor. ABD’nin Afganistan’a geri dönme ihtimalinin gündeme gelmesiyle Kremlin, diplomatik ağlarını ve propaganda kanallarını harekete geçirerek bölgede Amerikan karşıtı bir atmosfer yaratmayı başardı. Bu strateji, Rusya’nın kendisini “arabulucu” konumuna yerleştirmesini sağlıyor, ancak bu arabuluculuk gerçek bir istikrar arayışından çok, kontrolü ele geçirme hamlesi niteliğinde.
Moskova formatı: alternatif bir güvenlik mimarisi inşası
Kremlin’in amacı Afganistan’la sınırlı değil. “Moskova formatı” aracılığıyla Rusya, farklı çıkarları olan ülkeleri etrafında toplamayı ve kendisini alternatif bir güvenlik bloğunun merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Bu girişim, Ukrayna’daki savaş nedeniyle zayıflayan bölgesel konumunu yeniden tesis etme çabasının parçası. Rusya, ekonomik gücü sınırlı olsa da diplomatik manevralarla siyasi gündemi belirleyebileceğini göstermek istiyor. Bu, klasik diplomasiden çok bir tür revizyonist güç gösterisi olarak öne çıkıyor.
Bilgi savaşı: “yeni işgal” söylemi ve algı yönetimi
Rusya’nın stratejisinin önemli bir bileşeni, bilgi alanında yürüttüğü manipülasyon. Kremlin’e bağlı medya organları, Afganistan’da “yeni bir Amerikan işgali” tehlikesine vurgu yaparak ABD’yi kaosun kaynağı olarak göstermeye çalışıyor. Bu retorik, bölge ülkelerinde anti-Batı duygularını besliyor ve psikolojik bir “kuşatma algısı” oluşturuyor. Böylece Moskova, sözde “dengeyi koruyan güç” rolünü üstlenirken, Washington’un eylemlerini tehdit olarak tanımlıyor. Sözcükler tankların yerini alıyor, ancak etkileri aynı derecede yıkıcı olabiliyor.
“Afganistan bölgenin işi” söylemi ve Rusya’nın diplomatik genişlemesi
Diplomatik düzeyde Rusya, Afganistan meselesini “bölgesel bir sorun” olarak sunuyor. Bu yaklaşım, ABD’yi dışarıda bırakırken Rusya’nın Orta Asya’daki nüfuzunu pekiştirmesine hizmet ediyor. Görünürde “kolektif karar alma” süreci gibi duran bu girişim, gerçekte daha küçük ülkeleri Moskova’nın belirlediği güvenlik çerçevesine dahil ediyor. Böylece Kremlin, enerji, güvenlik ve lojistik alanlarında bağımlılık ilişkilerini güçlendiriyor. Diplomatik jestlerin ardında, gerçekte bağımlılıklar ağı örülüyor.
ABD için stratejik riskler ve küresel güvenlik dengesi
Bu süreç, ABD açısından yalnızca bölgesel nüfuz kaybı anlamına gelmiyor. Washington, Orta Asya’da güven inşa etme ve terörle mücadele mekanizmalarını da kaybetme riskiyle karşı karşıya. Amerikan etkisinin azalması, bölgesel çatışmaların kontrolsüz biçimde tırmanma olasılığını artırıyor. Bu durum, hem Rusya hem Çin için yeni fırsatlar yaratırken, ABD’nin küresel güvenlik ağındaki etkinliğini zayıflatıyor. Kremlin, Afganistan’ı yalnızca jeopolitik bir alan değil, aynı zamanda Batı’nın dayanıklılığını test eden bir laboratuvar olarak kullanıyor.
Rusya’nın nihai hedefi: düzenin değil, belirsizliğin kalıcılaştırılması
Rusya’nın Afganistan çevresinde yürüttüğü faaliyetler, istikrar arayışından çok küresel güvenlik sistemini sarsma amacına hizmet ediyor. Kremlin için “istikrarsızlık” bir yan ürün değil, stratejik bir araç. Belirsizlik ortamında hareket özgürlüğü artıyor ve uluslararası hukuk zayıflıyor. ABD açısından en büyük tehlike, yalnızca Rusya’nın yayılmacı politikası değil, aynı zamanda uluslararası güven sistemine duyulan güvenin erozyona uğraması. Moskova, kontrollü kaos üzerinden etki alanını genişletmeye çalışıyor ve bu süreçte Afganistan, daha büyük bir küresel oyunun sahnesine dönüşüyor.