Kurşun, modern çağda çoğu tüketici ürününden çıkarılmış olsa da, doğada insanlardan çok önce bol miktarda bulunuyordu. Kayaçlar, toprak, su kaynakları ve tortularda doğal olarak var olan bu ağır metal, volkanik patlamalar, yangınlar ve erozyon gibi doğal yollarla çevreye yayılabiliyor. Özellikle yağmur sonrası su biriken alanlarda kurşun yoğunluğu dramatik şekilde artabiliyor.
CİDDİ SAĞLIK SORUNLARI OLUŞTURDU
Araştırma ekibine göre, bu doğal kurşun maruziyeti insansı türler için ciddi sağlık tehditleri oluşturmuş olabilir. 1,8 milyon yıl önce yaşamış olan dev kuyruksuz maymun Gigantopithecus blacki’nin dişlerinde, günümüz endüstriyel kirliliğine eşit miktarda kurşun tespit edildi. Bilim insanları, bu düzeydeki kurşunun beyin işlevlerini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.
Science Advances dergisinde yayımlanan araştırma, kurşun maruziyetinin yalnızca insan faaliyetleriyle sınırlı kalmadığını, primat evrimi boyunca sık karşılaşılan bir durum olduğunu vurguluyor. Özellikle insansı türlerde bu etkinin daha belirgin olduğu gözlemlenmiş.
LABORATUVAR ORTAMINDA TEST ETTİLER
Araştırmacılar, bu iddiaları test etmek amacıyla laboratuvar ortamında beyin organoidleri, yani mini beyin dokuları üretti. Bu dokulara, sinir hücrelerinin gelişiminde ve kas kontrolünde önemli rol oynayan NOVA1 geninin eski ve modern varyantları yerleştirildi. Kurşuna maruz kalan organoidlerde, eski NOVA1 varyantının nöronları koruma konusunda modern varyanta göre daha zayıf olduğu belirlendi.
Dahası, eski gen varyantı dil ve konuşma yeteneğiyle ilişkili FOXP2 genindeki işlev bozukluklarına yol açtı. Bu durum, Homo sapiens’in diğer türlere karşı yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda toplumsal açıdan da avantaj kazanmasına yol açmış olabilir.
Araştırmacılar, kurşun zehirlenmesinin grup içindeki sosyal uyumu etkileyerek bazı türlerde iletişim gerilemesine neden olduğunu öne sürüyor. Bu tür sosyal bozulmaların, türlerin hayatta kalma şansını azaltmış olabileceği düşünülüyor.
Her ne kadar bu hipotez bazı bilim insanları tarafından, eldeki fosil sayısının sınırlılığı nedeniyle tartışmalı bulunsa da, dil yeteneğinin Homo sapiens’i diğer insan türlerinden ayıran belirleyici bir unsur olduğu konusunda genel bir uzlaşı mevcut.