Bruniquel Mağarası’nda 175.000 Yıl Öncesine Ait Diz İzi Bulundu
Fransa’nın güneybatısında yer alan Bruniquel Mağarası’nın derinliklerinde yürütülen çalışmalarda, yaklaşık 175.000 yıl öncesine ait bir diz izi keşfedildi. Bilim insanları, bu izlerin bölgedeki gizemli dairesel yapıları inşa eden Neandertallere ait olabileceği hipotezini araştırıyor.
Toulouse yakınlarındaki mağaranın girişinden 336 metre içeride bulunan iz, dikit parçalarından oluşan halka şeklindeki yapıların hemen yanında tespit edildi. Bu iz, dikitleri meydana getiren kalsiyum karbonat tabakasıyla kaplanması nedeniyle günümüze kadar bozulmadan ulaştı.
Diz İzleri Literatürde Nadir Görülüyor
Kraliyet Belçika Doğa Bilimleri Enstitüsü’nden Sophie Verheyden, antik ayak izlerinin sık rastlanan bulgular olduğunu ancak diz izlerine literatürde nadiren rastlandığını ifade etti. Uzmanlar, bölgede bulunan diğer birçok izinin mağara ayıları tarafından tahrip edildiğini, ancak bu izlerin bir hayvana ait olmadığının kesinleştiğini bildirdi.
Neandertallerin 175.000 Yıl Önce İnşa Ettiği Yapılar
Nature ve Quaternary Science Reviews dergilerinde yayımlanan araştırmalara göre, mağara içindeki dairesel yapılar kasıtlı olarak yerleştirilmiş yüzlerce dikit parçasından oluşuyor. Radyoizotop analizleri, yapıların 175.000 yıl önce inşa edildiğini gösteriyor. Bu tarih, modern insanın (Homo sapiens) Avrupa’ya henüz ulaşmadığı bir döneme denk geldiği için yapılar doğrudan Neandertallere atfediliyor.
DNA Analizi Üzerine Çalışmalar Sürüyor
Viyana Üniversitesi’nden Mareike Stahlschmidt, izlerin mineralleşme sürecinin hızı sayesinde içerisinde biyolojik materyal barındırabileceğini belirtti. Kalsit tabakasının altına sızmış olabilecek deri hücreleri, saç veya kan kalıntılarından DNA elde edilmesi ihtimali üzerinde duruluyor.
Mağaranın Kullanım Amaçları Üzerine Tartışmalar
Mağaranın karanlık derinliklerinde bu yapıların neden inşa edildiği konusunda kesin bir yanıt yok. Araştırmacılar, bölgede bulunan ateş izlerinin Neandertallerin yeraltı ortamına uyum sağladığını ve aydınlatma teknolojisini kullandığını kanıtladığını savunuyor. Yapıların konumu, bu alanın barınma amacından ziyade sembolik veya kültürel bir faaliyet için kullanılmış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.