16. Yüzyıla Ait Gümüş Sikke Bulundu
Arkeologlar, Şili’nin güney ucundaki kazılarda 16. yüzyıla tarihlenen nadir bir gümüş sikke keşfetti. Bu buluntu, İspanyol İmparatorluğu’nun çarpıcı bir şekilde başarısızlığa uğrattığı “Ciudad del Rey Don Felipe” kolonisinin trajik akışını gözler önüne seriyor. Koloni, açlık, hastalık ve dondurucu soğuk yüzünden bir toplu mezar haline dönüşmüştü.
1584 yılında İspanya Kralı II. Philip’in emriyle kurulan bu yerleşim, askeri bir strateji sonucu oluşturulmuştu. İspanyollar, ünlü İngiliz korsan Francis Drake’in Pasifik’e geçişini engellemek amacıyla boğazı korunmak istediler. Ancak 350 yerleşimci için bu bölge hızla bir “ölüm tuzağı” haline geldi.
GÜMÜŞ SIKKENİN ANLAMI
Keşfi heyecan verici kılan en önemli detay, koloninin kurucusu Pedro Sarmiento de Gamboa’nın günlüklerindeki bilgiler. Gamboa, koloninin temel atma töreninde bir taş üzerine gümüş bir sikke bırakıldığını kayıt altına almıştı.
Proje lideri Soledad González Díaz, bu durumu şöyle özetliyor: “Bu keşif, yazılı kaynaklar ile arkeolojik bulgular arasında nadir görülen ve değerli bir birleşimdir. Sikke, kolonideki ilk kilisenin yerini belirlememize yardımcı oldu.”
İspanyolların yerleşim kurduğu yer, aslında yerli halkın yaşadığı ve doğal hayatın bulunduğu bir bölgeydi; ancak gelen koloniciler bu sert iklim koşullarına uyum sağlayamadı.
İLK KIŞIN ETKİLERİ
İlk kış ile birlikte erzak tükenirken, gemiler fırtınalarda yok oldu ve anakaradan yardım gelmedi.
İngilizler 1587’de bölgeye ulaştıklarında yalnızca yıkık binalar ve hayatta kalmayı başaran birkaç insanla karşılaştılar. Buraya, bugünkü adıyla “Puerto del Hambre” (Açlık Limanı) adını verdiler.
Şili Ulusal Doğa Tarihi Müzesi‘nden Francisco Garrido, metal dedektörleri ve konum belirleme cihazlarıyla bölgeyi ayrıntılı bir şekilde haritalandırdıklarını ifade etti. Kilisenin temelindeki sikkenin bulunması, yerleşimin diğer idari yapılarının ve savunma hatlarının yerlerinin belirlenmesine yardımcı oldu.
Arkeologlar, bu trajik koloninin sadece İspanyol tarihini değil, aynı zamanda yerli halk ile etkileşimlerini ve insan direncinin sınırlarını da gözler önüne serdiğini vurguluyor.